Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

İnsan Neden Sürekli Haklı Çıkmak İster?

“İnsan gerçeği aramaz. Çoğu zaman yalnızca haklı çıkmasını sağlayacak cümleler arar.”

"İnsan gerçeği aramaz. Çoğu zaman yalnızca haklı çıkmasını sağlayacak cümleler

 

“İnsan gerçeği aramaz. Çoğu zaman yalnızca haklı çıkmasını sağlayacak cümleler arar.”

 

Bir tartışmanın sonunda gerçekten kazanan kimdir? Haklı çıkan mı yoksa insan kalabilen mi?

Yaşadığımız çağ bize sürekli haklı olmayı öğretiyor. Daha yüksek sesle konuşanı, daha sert cevap vereni, daha acımasız olanı alkışlıyor. Sosyal medya bunu ödüllendiriyor, siyaset bunu besliyor, gündelik hayat ise bunu normalleştiriyor.

Oysa haklı çıkmak uğruna kaybettiğimiz daha değerli bir şey var: Kendimiz.

Çünkü bu çağda çoğu zaman haklı kalabilmek için sesini yükseltmen, kırıcı olman, öfkene teslim olman ve hatta vicdanını susturman gerekiyor. Ne gariptir ki insan, bir tartışmayı kazanırken karakterinden küçük parçalar kaybettiğini çoğu zaman fark etmiyor.

İşte modern insanın en büyük trajedisi burada başlıyor.

Eskiden insanlar “İyi biri misin?” diye sorardı. Bugün ise “Kazandın mı?” diye soruyorlar.

Başarı, güç ve haklılık; ahlakın önüne geçti. Nezaket saflık, merhamet zayıflık, empati ise zaman kaybı olarak görülmeye başlandı. Böyle bir düzende iyi kalabilmek, belki de en büyük cesaret hâline geldi.

Nietzsche, insanın kendini aşması gerektiğini söyler. Fakat kendini aşmak; vicdanını geride bırakmak değildir. Aksine insanın öfkesini, kibrini ve haklı çıkma tutkusunu yenebilmesidir. Çünkü haklı olmak çoğu zaman egoyu doyurur; iyi olmak ise ruhu besler.

Bugün insanların neden bu kadar öfkeli olduğunu hiç düşündünüz mü?

Belki de sebebi sürekli savaş hâlinde olmalarıdır. Trafikte, iş yerinde, aile içinde, sosyal medyada… Herkes bir mahkeme salonundaymış gibi sürekli kendini savunuyor. Sürekli haklı olduğunu ispat etmeye çalışıyor.

İnsan bir süre sonra tartışmanın neden başladığını unutuyor; geriye sadece kazanma arzusu kalıyor.

Oysa insan, karakterini kaybettiği bir zaferden sonra gerçekten kazanmış sayılır mı?

Belki de bu yüzden mutsuzuz. Çünkü içimizdeki iyi insan ile dış dünyanın bizden istediği insan aynı kişi değil.

 

Bir taraf affetmek istiyor, diğer taraf ezmek.

Bir taraf anlamaya çalışıyor, diğer taraf susturmaya.

Bir taraf insan kalmak istiyor, diğer taraf kazanmak.

Ve insan en çok kendi içinde ikiye bölündüğünde yoruluyor.

 

Sokrates’in “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez.” sözü belki de bugün başka bir anlam taşıyor. Kendimize şu soruyu sormadığımız sürece hiçbir tartışmayı gerçekten kazanamayacağız:

“Ben haklı çıkmaya çalışırken, acaba kendim olmaktan ne kadar uzaklaştım?”

Belki de asıl mesele haklı olmak değildir.

Asıl mesele, haklı kalmaya çalışırken insan kalabilmektir.

Çünkü haklı olmak geçicidir.

İyi bir insan olarak kalabilmek ise ömür boyu süren bir mücadeledir.

Reklamı Geç