Bu söz ilk bakışta karamsar gibi görünse de aslında insanın dünyadaki izini ve kalıcılığını sorgulayan güçlü bir düşüncedir. Gerçekten de insan ömrü sınırlıdır. Bir gün hepimiz bu dünyadan ayrılacağız. Bizi tanıyanlar, sesimizi duyanlar, yüzümüzü görenler de zamanla aramızdan ayrılacak. Peki o zaman geriye ne kalacak ? İnsan yalnızca yaşadığı yıllardan ibaret değildir. Onun gerçek değeri, geride bıraktığı eserlerle, yetiştirdiği insanlarla ve dünyaya kattıklarıyla ölçülür. Bir bilim insanının yaptığı keşif, bir mucidin geliştirdiği teknoloji, bir öğretmenin yetiştirdiği öğrenciler, bir sanatçının ortaya koyduğu eserler ya da bir annenin ve babanın çocuklarına kazandırdığı değerler, insan ömrünün çok ötesine uzanabilir.
Bugün elektrikten yararlanıyorsak, bunu yıllar önce çalışan bilim insanlarına borçluyuz. Hastalıklarla mücadele edebiliyorsak, bunun arkasında ömrünü araştırmalara adamış insanların emeği vardır. Bir köprüden geçiyor, bir kitaptan faydalanıyor, bir teknolojiyi kullanıyorsak, bunların her biri bir insanın dünyaya bıraktığı kalıcı izlerdir. Ancak kalıcı eser denildiğinde yalnızca büyük buluşları düşünmek de doğru değildir. Bir insanın yaptığı iyilikler, dokunduğu hayatlar ve bıraktığı güzel hatıralar da en az maddi eserler kadar değerlidir. Bazen bir çocuğun eğitimine katkı sağlamak, bir ihtiyaç sahibine yardım etmek, bir ağacı büyütmek veya insanlara örnek olacak bir yaşam sürmek de nesiller boyunca etkisini sürdürebilir. Tarih boyunca unutulmayan insanların ortak özelliği, yalnızca kendileri için yaşamamış olmalarıdır. Onlar yaşadıkları dönemin ötesini düşünmüş, insanlığa fayda sağlayacak işler yapmaya çalışmışlardır. Bu nedenle isimleri yüzyıllar sonra bile anılmaya devam etmektedir. Aslında her insanın dünyaya bırakabileceği bir mirası vardır. Bu miras bazen bir kitap, bazen bir icat, bazen bir sanat eseri, bazen de iyi yetiştirilmiş bir evlat olabilir. Önemli olan, yaşamımızın sonunda arkamızda başkalarının hayatına değer katmış bir iz bırakabilmektir.
Schopenhauer’ın sözü bize şunu hatırlatır: İnsan bedenen bir gün yok olabilir, ancak ürettikleri, öğrettikleri, iyilikleri ve eserleri yaşamaya devam eder. Kalıcı olmak, sonsuza kadar yaşamak değil; insanlığa faydalı olacak bir iz bırakabilmektir.
Ancak insanın geride bıraktığı izler her zaman güzel ve faydalı olmayabilir. Tarih, yalnızca insanlığa hizmet edenleri değil, kötülükleriyle iz bırakanları da hatırlamaktadır. Savaşlar çıkaran, zulüm yapan, insanlara acı çektiren kişiler de aradan geçen yıllara rağmen unutulmamıştır. Fakat burada önemli bir fark vardır: İyilikle hatırlananlar saygı ve minnetle anılırken, kötülükle hatırlananlar ibret ve kınamayla anılırlar. Bu nedenle kalıcı olmak tek başına bir değer değildir; asıl değer, geride bırakılan izlerin insanlığa fayda sağlayan, güzellik ve umut taşıyan izler olmasıdır.
Bu nedenle hayatın gerçek sorusu, ne kadar yaşadığımız değil, yaşadığımız süre içinde dünyaya ne kattığımızdır. Çünkü insanı ölümsüz kılan şey, yıllarının uzunluğu değil, geride bıraktığı eserlerin ve iyiliklerin kalıcılığıdır.
İNSAN GERİDE NE BIRAKIR ?
