İnsanın kafası veya duyguları karıştığı zaman hemen hasta olur. En basit soğuk algınlıkları bile sizi yorar ve yataklara düşürür. Çünkü bedenin savunma sistemi zayıf düşmüştür.
Bedeninizin güçlü olmasını istiyorsanız, öncelikle düşüncelerinizi belirlemeli, kararsız ve karmaşık düşüncelerden uzaklaşmayı öğrenmelisiniz. Bunun için küçük bir çalışma yapmanızı tavsiye ediyorum. Bu önereceğim çalışma, kendi düşüncelerinizi yakalamanıza yardım edeceği gibi gerçek ihtiyaçlarınızı belirlemenizi de sağlayacaktır.
Bu çalışma için kendinize yarım saat ayırın ve bunu her gün aynı saatte yapın. Bir hafta boyunca yapacağınız bu küçük çalışma sonucunda gerçek isteklerinizi ve ne yapmanız gerektiğini kendiniz tespit edeceksiniz.
Bir defter edinin. Önce bütün düşüncelerinizi boşaltın. Sonra kalemi ve defteri önünüze alın ve günün tarihini atın. Altına niyetinizi yazın. Sonra altına aklınızdan geçen kelimeleri, düşünceleri, fikirleri ve isteklerinizi yazın. Defterinizi kapatın.
Ertesi gün aynı saatlerde aynı şekilde yeni bir sayfa açarak tarih ve niyetinizi yazdıktan sonra istek ve düşüncelerinizi yazın. Daha önce yazdıklarınızı okumayın. Bir hafta sonra her bir sayfayı okuyun. Kendinizle ilgili çok ilginç taraflarınızı keşfederken, aynı zamanda ihtiyaçlarınızı da belirlemeyi başaracak, böylece düşüncelerinizi sistemli bir şekilde düzenleyebileceksiniz.
Düşünce ve duygularınız uyum ve ahenk içinde bulunduğu zaman bedeniniz mutlulukla titreşir. Düşünceleriniz karıştığı zaman duygularınız da karışır ve yakıcı duygular bedeninizi harap eder. Düşünceleri, başka düşüncelerle dengelemeyi başaramadığınız zaman bedeninizin keyif aldığı, hoşlandığı eylemlerde bulunun.
Böylece duygularınızın bedene odaklanmasını sağlamış olursunuz. Bedeniniz mutluluk hissiyle dolduğu zaman düşünceleriniz gevşer ve karmaşadan uzaklaşır. Karmaşık duygu ve düşüncelerden uzaklaşamadığınız ve ne yapacağınızı bilemediğiniz zamanlarda yürüyüş yapın. Yürüyüş yapmayı sevmiyorsanız, doğanın içinde güzel bulduğunuz manzaraya karşı oturun ve doğanın mucizevi güzelliğini anlamaya çalışın.
Böyle bir şey yapacak imkânınız yoksa resim yapın veya sanatsal bir faaliyette bulunun. Bunların hiçbirini yapamıyorsanız, sevdiğiniz ne varsa onu yapın. Örgü örün, yemek yapın, ütü yapın, tamirat yapın, dans edin, duvarları boyayın yeter ki sevdiğiniz bir işe odaklanın ve onu en iyi yapmak için konsantre olun.
Bedeninizin zevk aldığı işlere zaman ayırın. Yıkanın, hoş kokular sürünün ve en sevdiğiniz kıyafetleri giyin. İçinizdeki sevgi duygusunu uyandırmak için sevdiğiniz ne varsa, onları yapmak için her gün kendinize vakit ayırın. Mutluluk duygusunun içinizde kıpırdanmaya başladığını hissedeceksiniz. İçinizden yükselen mutluluk enerjisi dışınıza yansıyacak ve diğer insanlardan size geri yansıyacak. Bunun sonucunda daha güzel, daha genç ve daha sağlıklı olduğunuzu göreceksiniz.
Mutlu olduğunuz zaman hastalanmazsınız ve mutlu olduğunuz zaman başarılı çalışmalar yaparsınız. Mutlu olmak, duygu ile bağlantılı olsa da düşünceleriniz duygularınızı etkiliyor.
Bu nedenle öncelikle düşünceler üzerinde çalışma yapmak gerektiğinden söz etmiştim. Düşünceleriniz karıştığı zaman duygularınız da karışır ve sağlığınız bozulur.
Şimdi duygularınızı harekete geçirmek için isteğinizi belirlemeye yönelik bir yöntem anlatacağım.
Duygularınızı yükseltmek, isteğinizi güçlendirmek için öncelikle yaşam enerjinizi açığa çıkartmanız gerekiyor. Bu çalışma özellikle isteksiz ve kendinizi nedensiz bir biçimde yorgun hissettiğiniz zamanlarda çok işinize yarayacak.
Ayrıca kendinize bir hedef belirlemek istiyorsanız, öncesindeki bir hazırlık çalışması olarak da yapabilirsiniz. Hatta düşüncelerinizi düzenlemek için de enerjiye ihtiyacınız var. Özellikle açık havada ve doğanın içinde yapacağınız yürüyüşler, enerjinizi yükseltecektir. “Yürüyüş yaptığınız yerlerin duygularınızı harekete geçirecek nitelikte güzel görünüme sahip olmasına özen gösterin.”
Dikkatinizi çevrenizdeki güzelliklere yöneltin ve duygularınızı tetikleyen görüntülere odaklanın. Bir kuş, çiçekler, heybetli ağaçlar, ışığın yansımasıyla değişen renkleri görmeye çalışın. Doğayla bütünleşmek yaşam enerjinizin yükselmesini sağlar.
Moral Raporu;
Hayat içi boş bir torba gibi yığılıyor bazen bir kenara. Bütün çırpınışlar, bütün çaba ve umutlar köşelerine çekilip bekleşiyorlar. Neyi beklediklerini onlar da bilmiyorlar. Belki sizin bir kez daha silkinip kendilerini çağıracak kadar neşeli olmanızı bekliyorlardır.
Moral denen karışım kolay elde edilmiyor. Birçok faktörün, gereken dozda elinizin altında olması lazım. Biraz mutluluk, biraz heyecan, biraz bolluk derken takım tamamlanıyor. İşte o zaman yapraklar daha eşsiz, hava daha ılık ve insanlar daha güzel görünüyor gözünüze. Hava karanlık ve yağmurlu olsa bile siz beğeniyorsunuz. Çünkü o anda kendinizi beğenir halde oluyorsunuz. Kendinizi sevdiğinizde bütün insanları ve hayatın bütün sürprizlerini sevmek mümkün oluyor.
Pencereden baktığınızda gördüğünüz sokak aynı sokak bile olsa moraliniz yüksekken daha çekici ve gizemli geliyor. Semtinizin uyuşuk köpeği geçerse onda dünyanın bütün köpeklerinden daha özel bir şeyler varmış gibi hissediyorsunuz.
Ama moraliniz bozuk olduğunda…
Orasını anlatmak bile sıkıcı.
İşte aynen ilk satırda yazdığım gibi hayat içi boş bir torba misali yığılıyor bir kenara. Bu “bir kenar” genellikle sizin üstünüz oluyor. Birdenbire dünyanın ağırlığı omuzlarına yerleşiyor. Kaçacak delik ihtiyacı duyuyorsunuz ama kımıldayacak gücünüz olmuyor.
***
Hâlbuki mutluluk hiç de uzağımızda değil…
Evimi bir davet sonrası temizlemek için saatlerce çalışabiliyorsam, birçok arkadaşım var demektir…
Faturalarımı ödeyebiliyorsam bir işim var demektir…
Pantolonum biraz sıkıyorsa, aç kalmıyorum demektir.
Gölgem beni izliyorsa güneş ışığını görüyorum demektir.
Otobüsten indiğim yerden iş yerime kadar yolu uzun buluyorsam yürüyebiliyorum demektir.
Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyor ve bu eleştirileri başkalarından da duyuyorsam, konuşma özgürlüğüm var demektir.
Camları silmem, çatıyı onarmam gerekiyorsa, bir evim var demektir.
Doğalgaz faturam yüklü geliyorsa, ısınıyorum demektir.
Akşamları kendimi yorgun hissedebiliyorsam ve bacaklarım ağrıyorsa, o gün üretici olmuşum demektir.
Daha çok iş yapmak istiyor ve daha azimli çalışıyorsam, bir amacım var demektir.
Eğer özel bir günde aranıyorsam beni sevenler var demektir.
Ve bütün bunların farkına varabiliyorsam mutluyum demektir.
***
Mutluluktan ötesi neresi ise görmek isterdim.
Mutluluk kaç adım ötemizde?
Kimi gülerken mutludur, kimi ağlarken. Çalışırken, dinlenirken, düşünürken de yakalanır mutluluk.
Yerken, içerken mutlu olanlar yok mu?
Yazarken, çizerken, gezerken?
***
Ne kadar insan varsa o kadar mutluluk var. Saadetin şablonunu, plânını şimdiye dek gören olmadı.
Duvarcı duvarı örerken,
Kaptan son rıhtıma varırken,
Arılar çiçek çiçek dolanırken mutlu.
Mehterbaşı; mehteri gümbür gümbür söyletirken, değirmenci öğütürken, ressam son rengini koyarken…
Esnaf; alırken, satarken mutlu.
Kamyoncu yokuşları sararken, öğretmen hayatı öğretirken, asker galip geleceğine inanırken.
***
Mutluluk, Anka kuşunun kendisi. Görülmüyor ama var, tutulmuyor ama var.
Bir kadın tanıdım 60’larında. Sinemaya hüzünlenmek için giderdi. Çantasında allı beyazlı mendiller, mutluluğu gözyaşlarında arardı.
Bir adam vardı, durmadan Kore Savaşı’nı anlatırdı.
Biri devamlı fıkralar üretir, biri kahkahalar atardı.
Hepsi de mutluydular.
***
Kendimi yokluyorum…
Küçük mutluluklar beni daha zengin kılıyor. Tenha bir Kumkapı sahilinden Marmara’ya bakmak; teknelere, şakacı balıkçılara dalıp dalıp giderken, topal masadaki çayı soğutmak. Üç yıldır görmediğim bir dostun çıkagelişi.
Unuttuğum şiiri ansızın hatırlayıvermek…
Sığırcıkların çığlığı, henüz açmış bir çiçek.
***
Galiba, aslolan istemek… İsteyince az ötenizde kıvrılıp savrulan bir toz yumağı bile ona erişmeğe kâfi. Mutluluk hep üç adım ileride.
Şu inatlaşmaları bir yana koyabilsek.
Bir koyabilsek yeterdi. Bugün dünden iyi olurdu.
Mutluluk masalı…
***
Başıboş saatleri seviyorum. Bir elimde kitabım, diğerinde kahvemle evin içinde amaçsızca dolaşıp durmayı, aklıma hücum eden düşünceleri savuşturup geçmiş muhasebesinden kurtulmayı seviyorum.
Kurtulamadığımda günün geri kalanını kendime kızarak geçiriyorum.
Ve bu hiç zevkli değil.
Sıcak iklimlerin boş vermiş insanları gibi olmak istiyorum.
İkindi zamanı uyuklayan, hayalden hayale dalan, gülümseyen yüzleri seviyorum.
Kimseye karşılıksız bir şey vermeyen bu yalan dünyaya ben de zerre kadar değer vermek istemiyorum.
Eğer bir oyunsa bu hayat dediğimiz, kazananı ben olmak istiyorum.
Katilin daha ilk sayfalarda deşifre edildiği, buna rağmen soluk soluğa okunan kitaplar gibi olsun istiyorum serüvenim.
Bunun şartı ise rahatlamak.
Rahat bir insan olmak!
Ne olursa olsun aldırmamayı becermek!
Güneşin parladığı günlerde bunu yapmak daha kolay geliyor.
Milleti hasta eden kavak ağacı pamukçukları tembel tembel savrulurken onlardan birisi gibi hissetmek kendini…
Başıboş saatlerde umarsız olmak!
Dışarısı sıcaktan kavrulurken evin gölgesine kıvrılmak ve belki eser diye serin rüzgârı beklemek!
Başınızı koyduğunuz yastık ısındığında hemen tersini çevirip biraz daha keyiflenmek!
Siz mutluluğun daha farklı ya da daha pahalı olduğunu mu sanıyorsunuz?
Yanılıyorsunuz!
Değil.
Mutluluk hayata küçük çalımlar atabilmektir.
Bütün olumsuz koşulları şöyle bir süzüp omuz silkebilmektir.
Dünyevi sıkıntıları küçümseyebilmektir mutluluk.
Bilgeliktir.
Tamam olmaktır.
Tamam olmanın faturasını ödeyebilmektir.
Yani mutluluk hem yanı başımızda hem de çok uzağımızdadır.
Az istemek lüksüne sahip olmaktır.
Bir şeyleri istemediğinizde kimse sizi vermemekle tehdit edemez.
Buna da güç denir.
Bir kitabın sayfalarında kendinizi unutmak, tanımadığınız bir yazarın hayal dünyasında kaybolmak, başka dertleri dinlemek, başka hayatları izlemek…
Başkalar olduğunu bilmek…
Tek ve en önemli olmadığınızı özümsemek…
Mutlu olmak zor mu sanıyorsunuz?
Haklısınız.
Zor!
Ama imkânsız değil…
Elindekilerin değerini bilerek,
Mutlu olabilirsin,
Dene ve gör…



YORUMLAR