Toplumları ayakta tutan şey yalnızca ortak bir coğrafyayı paylaşmaları değildir. Asıl önemli olan, ortak bir gelecek idealinde buluşabilmeleridir. Farklı düşüncelere, farklı inançlara, farklı yaşam tarzlarına sahip insanlar, aynı hedefe yürüyebildikleri ölçüde güçlü bir millet oluştururlar. Tarih boyunca büyük medeniyetler de tam olarak böyle yükselmiştir.
Anadolu’nun mayasını yoğuran isimler, insanı merkeze alan, aklı rehber kabul eden ve sevgiyi esas alan bilge şahsiyetler olmuştur. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir” derken, toplumsal birlikteliğin temelini yüzyıllar öncesinden tarif etmiştir. Bir arada yaşamanın sırrı, farklılıkları yok etmekte değil; onları ortak bir vicdanda buluşturabilmektedir.
Ne var ki tarih, aklı dışlayan, sorgulamayı günah sayan anlayışların toplumlara ağır bedeller ödettiğini defalarca göstermiştir. İnanç, insanı yüceltmeli; onu düşünmekten, araştırmaktan ve hakikati aramaktan uzaklaştırmamalıdır. Mustafa Kemal Atatürk’nün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü, yalnızca bilim için değil, hayatın her alanı için bir pusuladır. Akıl ile inanç birbirinin rakibi değil, doğru anlaşıldığında birbirinin tamamlayıcısıdır.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, farklılıklarımızı zenginlik olarak görebilmektir. Bu ülkede yaşayan herkesi bir arada tutan en güçlü bağ, etnik köken, mezhep ya da herhangi bir grup aidiyeti değil; ortak vatandaşlık bilincidir. Hepimiz aynı bayrağın altında, aynı hukukun koruması altında ve aynı geleceğin sorumluluğu içerisindeyiz. Bizi birleştiren, ortak tarihimiz kadar ortak yarınımızdır.
Geçmişte yaşanan acı tecrübeler, devletin ve toplumun kapalı yapılara, sorgulanamaz otoritelere teslim edilemeyeceğini açıkça göstermiştir. Sadakat, kişilere ya da yapılara değil; hukuka, demokrasiye ve cumhuriyete duyulmalıdır. Güçlü bir devletin temeli, bireyin özgürlüğünü koruyan, aklı ve liyakati esas alan bir yönetim anlayışıdır.
Bu toprakların gerçek mirası; hoşgörü, adalet, emek ve insan sevgisidir. Hacı Bektaş Veli’nin “İncinsen de incitme” sözü, sadece bireysel bir ahlak çağrısı değil, aynı zamanda toplumsal huzurun anahtarıdır. Birlik, ancak karşılıklı saygı ile mümkündür.
Sonuç olarak, Türkiye’nin geleceğini güvence altına alacak olan şey; ayrışma değil, bütünleşmedir. İnancı istismar edenlere, aklı küçümseyenlere, toplumu kutuplaştıranlara karşı en güçlü cevabımız; özgür düşünce, sağlam ahlak, hukuk devleti ve ortak vatandaşlık şuuru olacaktır. Çünkü ortak geleceğin temeli, farklılıklarımızı koruyarak aynı ülkenin eşit yurttaşları olarak yaşayabilmektir.
Dr.Hamdi Kurşun



YORUMLAR