Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Bir Kamu Hizmetinin Piyasaya Devri: Sağlıkta Dönüşüm   

 Türkiye’de Temel Sağlık Hizmetleri sunuluşu açısından , son yirmi yılı aşkın süredir “Sağlıkta Dönüşüm” başlığı altında köklü bir değişim geçirdi.

 Türkiye’de Temel Sağlık Hizmetleri sunuluşu açısından , son yirmi yılı

Bu değişim, kamuoyuna hizmete erişimi kolaylaştıran, vatandaş memnuniyetini artıran bir reform olarak sunuldu. Ancak zaman ilerledikçe, bu dönüşümün yalnızca hizmet kalitesini artırmaya yönelik olmadığı, aynı zamanda sağlık hizmetlerini piyasa koşullarına hazırlayan bir yeniden yapılandırma olduğu yönündeki kaygılar da güçlendi.Bu sürecin en önemli adımlarından biri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin sağlık ocaklarından alınarak aile hekimliği sistemine dönüştürülmesiydi. Sağlık ocakları, koruyucu sağlık hizmetlerinden aşılamaya, anne-çocuk takibinden temel tedavi hizmetlerine kadar toplum sağlığının bel kemiğiydi. Yeni sistemle birlikte birey merkezli bir yapı oluşturuldu; ancak bu yapı, zaman içinde kamu hizmeti anlayışından uzaklaşarak performans, kayıt ve veri odaklı bir modele dönüştü.

Aile hekimleri, hekimlik görevlerinin yanı sıra, milyonlarca vatandaşın sağlık geçmişini dijital ortama aktarmak, kronik hastalık haritalarını oluşturmak, risk gruplarını belirlemek gibi ağır bürokratik yüklerin altına sokuldu. Bu çalışmaların yalnızca kamu sağlığını geliştirmeye yönelik olduğu söylenebilir; ancak ortaya çıkan devasa veri havuzu, gelecekte sağlık sigortacılığı açısından son derece değerli bir altyapı anlamına geliyor. Kişilerin genetik yatkınlıklarından kronik hastalıklarına, yaşam alışkanlıklarından mesleki risklerine kadar uzanan bu veriler, özel sigorta sektörünün iştahını kabartacak nitelikte.

Bugün akıllardaki temel soru şudur: Devlet, yıllardır topladığı bu verileri yarının özel sağlık sigortası sisteminin temeli haline mi getiriyor? Eğer böyle bir model hayata geçirilirse, vatandaşın ödeyeceği prim; yaşına, mesleğine, hastalık geçmişine ve sağlık risklerine göre belirlenecektir. Yani sağlık, anayasal bir hak olmaktan çıkıp satın alınan bir hizmete dönüşecektir.

Dönüşümün bir diğer tartışmalı yönü ise aile hekimlerinin fiziki altyapı ve demirbaş yükümlülükleridir. Sisteme geçişte hekimler, eski sağlık ocaklarındaki birçok malzemeyi bedel karşılığında devralmak zorunda bırakıldı. Muayene masalarından tıbbi cihazlara, dolaplardan sarf malzemelerine kadar pek çok kalem, hekimlerin kendi bütçeleriyle karşılandı. Üstelik yıllar boyunca bu malzemelerin eksiksiz tutulması, yenilenmesi ve standartlara uygun hale getirilmesi sağlık müdürlükleri tarafından sıkı biçimde denetlendi. Son çıkan yönetmelikle de, hekimlerin kendi kaynaklarıyla edindiği bu demirbaşların devlet envanterine kaydedilmeye başlanması, haklı olarak tepki çekmektedir. Kamu, cari ödenek sağlamış olabilir; ancak bu durum, özel mülkiyet niteliği taşıyan ekipmanların tek taraflı olarak kamulaştırılmasını meşru kılmaz. Hukukun temel ilkeleri, mülkiyet hakkını korumayı gerektirir.

Sağlıkta dönüşüm, görünen yüzüyle modernleşme; derin yapısıyla ise kamusal sağlık hizmetlerinin piyasa ekonomisine uyarlanmasıdır. Devletin asli görevi, vatandaşının sağlık hakkını bizzat güvence altına almaktır. Sağlığı ticari bir alan haline getirmek, toplumun geleceğini piyasanın insafına bırakmaktır.

Unutulmamalıdır ki sağlık, alınıp satılan bir meta değil; insan onurunun ayrılmaz bir parçasıdır. Devletin görevi ise bu hakkı devretmek değil, korumaktır.