Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

ANAYASA TARTIŞMALARINDA ASIL SORU NE OLMALIDIR?

Türkiye’de yeni anayasa tartışmaları, çoğu zaman hukuki zeminden uzaklaşıp siyasi kamplaşmanın konusu haline geliyor.

Türkiye'de yeni anayasa tartışmaları, çoğu zaman hukuki zeminden uzaklaşıp siyasi

Oysa meseleye sloganlarla değil, evrensel hukuk ilkeleri açısından bakmak gerekir. Her şeyden önce bilinmelidir ki, yeni bir anayasa yapılması tek başına ne demokrasiye aykırıdır ne de demokrasinin garantisidir. Dünyanın birçok demokratik ülkesi, toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda zaman içinde yeni anayasalar kabul etmiştir. Aynı şekilde, bazı ülkelerde yeni anayasalar otoriter yönetimlerin de aracı olmuştur. Demek ki belirleyici olan, anayasanın “yeni” olması değil, hangi anlayışla ve hangi yöntemle hazırlandığıdır.
Evrensel hukuk açısından bir anayasanın meşruiyeti , Geniş toplumsal uzlaşma, hukukun üstünlüğü , temel hak ve özgürlüklerin güçlü biçimde güvence altına alınmasıyla oluşur. Bunlardan biri eksik kaldığında, anayasa hukuken yürürlüğe girse bile toplum vicdanında aynı meşruiyeti bulamayabilir. Bugün tartışılması gereken esas soru şudur ki, hazırlanacak anayasa, vatandaşın haklarını mevcut durumdan daha güçlü mü koruyacak, yoksa daha zayıf mı bırakacaktır? Yargı bağımsızlığını güçlendirecek midir? İfade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü, toplantı ve gösteri hakkını daha sağlam güvence altına alacak mıdır? Hukuk güvenliğini artıracak mıdır? Devlet karşısında bireyi daha güçlü kılacak mıdır?
Demokratik hukuk devletlerinde anayasanın amacı devleti vatandaş karşısında güçlendirmek değil, vatandaşın haklarını devlet karşısında korumaktır. Anayasanın gerçek değeri de burada ortaya çıkar. Diğer taraftan, terörün sona ermesi, şiddetin bitmesi ve toplumun huzur içinde yaşaması herkesin ortak arzusudur. Ancak güvenlik ile özgürlük arasında kurulacak denge, hukuk devletinin en hassas sınavıdır. Güvenlik adına özgürlüklerin gereksiz biçimde sınırlandırılması ne kadar yanlışsa, özgürlük adına devletin temel hukuk düzeninin zayıflatılması da aynı ölçüde sakıncalıdır. Kalıcı barış ancak hukukun üstünlüğü üzerine kurulabilir.
Yeni anayasa tartışmalarında farklı hukukçuların farklı görüşler ileri sürmesi doğaldır. Bu durum demokrasinin zenginliğidir. Ancak hiçbir görüş, eleştirilemez veya tartışılamaz değildir. Asıl önemli olan, bu tartışmaların hukuk diliyle yapılması ve toplumun doğru bilgilendirilmesidir. Sonuç olarak, bir anayasanın başarısı “yeni” olmasında değil, insan onurunu, temel hak ve özgürlükleri, bağımsız yargıyı, kuvvetler ayrılığını ve hukukun üstünlüğünü ne ölçüde güvence altına alabildiğinde yatar. Evrensel hukuk açısından asıl ölçü budur. Çünkü güçlü devlet, vatandaşın haklarından korkan değil, o hakları güvence altına alan devlettir. Güçlü anayasa ise iktidarları değil, hukuku üstün tutan anayasadır. Toplumların gerçek güvencesi de değişen siyasi çoğunluklar değil, değişmeyen hukuk ilkeleridir.

 

Reklamı Geç