Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İnsan İnsana Ne Zaman Yabancılaştı?

İnsan İnsana Ne Zaman Yabancılaştı?

İnsan İnsana Ne Zaman Yabancılaştı?

 

Birbirimize daha çok temas ettiğimiz bir çağdayız ama birbirimizi daha az anlıyoruz. Aynı caddede yürüyor, aynı masalarda oturuyor, aynı ekranlara bakıyoruz. Yine de aramızdaki mesafe hiç olmadığı kadar büyük.

Bu mesafe çoğu zaman ses tonunda başlıyor. Bir bakışta, bir kelimede, bir sabırsızlıkta büyüyor. Saygı yavaş yavaş kayboluyor; yerini tahammülsüzlük alıyor. İnsan, karşısındakini bir insan olarak değil, bir engel olarak görmeye başlıyor.

Kadın–erkek meselesi de tam burada düğümleniyor. Eşitlik denilen kavram, çoğu zaman yanlış bir yerden ele alınıyor. Çünkü eşitlik, herkesin aynı olması demek değildir. Aynı anne ve babadan doğan iki çocuk bile eşit değildir. Biri başka bir dönemde doğar, diğeri başka bir ülkede büyür. Biri ailesinin güçlü olduğu bir zamana denk gelir, diğeri yorgunluklarına, kaygılarına, eksikliklerine.

İnsan hayata aynı yerden başlamaz. Şartlar eşit değildir.  İmkânlar eşit değildir.

O hâlde bahsedilen eşitlik, bir matematik hesabı olamaz.

Gerçek eşitlik, insanı olduğu yerden kabul edebilmekle ilgilidir. Kadını ya da erkeği, güçlü ya da kırılgan hâliyle; geçmişiyle, taşıdığı yüklerle, yaşadığı zamanla birlikte görebilmektir. Yani eşitlik, üstünlük yarışı değil; insanlıkta buluşabilme becerisidir.

Sorun, bu beceriyi kaybetmiş olmamızda yatıyor. İnsanlar birbirini anlamaya çalışmak yerine ölçmeye başladı. Kimin daha haklı, kimin daha güçlü, kimin daha çok söz söylemeye hakkı var… Bu kıyas hâli ilişkileri sertleştiriyor, dili kabalaştırıyor.

Byung-Chul Han’ın işaret ettiği gibi, modern insan sürekli performans hâlinde. Güçlü olmak, ayakta görünmek, geri düşmemek zorunda. Bu zorunluluk, insanı başkalarına karşı değil, kendine karşı bile acımasız kılıyor. Acımasızlık arttıkça incelik kayboluyor. İnceliğin kaybolduğu yerde saygı da tutunamıyor.

Oysa saygı bir nezaket kuralı değil bir varoluş biçimidir.
Karşındakini susturmadan dinleyebilmek, farklı olana tehdit gibi bakmamak, kadını da erkeği de aynı insanlık zemininde görebilmek…

Bugün en çok ihtiyacımız olan şey, daha yüksek sesle konuşmak değil; daha dikkatli susabilmek. Daha çok haklı olmak değil; biraz daha adil olabilmek. Birbirimizi düzeltmeye çalışmak değil, anlamaya niyet etmek.

Çünkü insan insana saygıyı kaybettiğinde ne eşitlik kalır ne adalet. Sadece yorgun, yalnız ve öfkeli kalabalıklar kalır geriye.

Belki de yeniden sormamız gereken soru şudur:
Biz gerçekten eşitliği mi arıyoruz, yoksa sadece haklı çıkmayı mı?

Ve belki de cevap çok basittir:
İnsan, insana insan gibi davrandığında başlar her şey.

Burada durup sormak gerekiyor:
İnsana “insan gibi” davranmak derken, bu değeri kim belirliyor?

Kendi doğrularımız mı? Bize öğretilenler mi? Yoksa karşımızdaki insanın dünyası mı?

O hâlde insanı kendi ölçülerimizle yargılamak, baştan adaletsiz bir çabadır.

Empati tam da burada devreye girer ama empati, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Empati, karşı tarafı onaylamak değildir. Onu haklı bulmak da değildir. Empati, karşındakini kendi doğrularınla değil, onun yetiştiği dünya üzerinden anlamaya çalışabilmektir.

Asıl sorun ise başka bir yerde başlıyor.
Herkes empati bekliyor ama kimse empati yapmaya niyet etmiyor.
Herkes anlayış istiyor ama kimse anlamak istemiyor.
Mücadeleyi de farkındalığı da değişimi de hep karşı taraftan bekliyoruz.

Sanki biri bizim yerimize çaba göstermeli. Biri bizim için daha nazik olmalı. Biri bizim adımıza dünyayı düzeltmeli. Oysa insan ilişkilerinde en büyük yanılgı şu:
Sorumluluğu sürekli başkasına yüklemek.

Saygı bir kural değil, bir çabadır. Eşitlik bir talep değil, bir tutumdur. Empati ise başkasından beklenen bir lütuf değil, kişinin kendisiyle yüzleşme cesaretidir.

İnsan insana insan gibi davrandığında başlar her şey sözü için son söylenebilecek şey;
‘’Önce kendimize insan gibi davranmayı borçluyuz.’’

 

Reklamı Geç