Yapay zeka destekli analizler, genetik testler ve gelişmiş görüntüleme yöntemleri sağlık hizmetlerinin önemli bir parçası haline geldi. Ancak bütün bu teknolojik gelişmelere rağmen tıbbın temel amacı değişmedi. Hastayı dinlemek, muayene etmek, doğru tanıyı koymak ve gerçekten fayda sağlayacak tedaviyi uygulamak. Ne var ki günümüzde sağlık hizmetleri, aynı zamanda büyük bir ekonomik sektör haline geldi. Artan rekabet, teknolojik yatırımların yüksek maliyeti ve sağlık hizmetlerinin pazarlanabilir bir ürün gibi sunulması, “daha fazla tetkik, daha iyi sağlık” algısını güçlendirdi.
Oysa tıp bilimi böyle söylemiyor. Hiçbir şikayeti olmayan, risk faktörleri bulunmayan bir kişiye onlarca laboratuvar testi, çok sayıda görüntüleme yöntemi ve çeşitli tümör belirteçlerinin rutin olarak uygulanmasının yaşam süresini uzattığını gösteren güçlü bilimsel kanıtlar yoktur. Buna karşılık, gereksiz tetkikler yanlış pozitif sonuçlara, yeni incelemelere, biyopsilere, hatta gereksiz tedavilere yol açabilir. Modern tanı cihazları son derece hassastır. Bu hassasiyet bazen hastalık değil, tamamen önemsiz bulguların da saptanmasına neden olur. İşte bu noktada “tesadüfi bulgu” denilen süreç başlar. Kişi kendisini sağlıklı hissederken, peş peşe yapılan tetkiklerin içinde kaybolabilir. Burada asıl soru şudur, Teknolojiyi gerçekten ihtiyaç duyduğumuz için mi kullanıyoruz, yoksa kullanabiliyor olmamız onu her durumda kullanmamız gerektiği anlamına mı geliyor?
Tıbbın temel ilkelerinden biri, “Önce zarar verme” ilkesidir. Bu ilke yalnızca ilaçlar ve ameliyatlar için değil, istenen tetkikler için de geçerlidir. Gereksiz yapılan her inceleme, zaman, maliyet ve kaygı oluşturabileceği gibi, bazen doğrudan fiziksel zarara da neden olabilir. Elbette bu değerlendirme, koruyucu hekimliğin gereksiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, bilimsel koruyucu hekimlik, yaşa, cinsiyete ve bireysel risk faktörlerine göre planlanan tarama programlarını savunur. Tansiyon ölçümü, diyabet ve kolesterol taramaları, rahim ağzı, meme ve kalın bağırsak kanseri taramaları gibi uygulamalar, etkinliği kanıtlanmış koruyucu sağlık hizmetleridir.
Sorun, kanıta dayalı tarama ile kapsamı sürekli genişleyen ticari check-up paketlerinin aynı şeymiş gibi sunulmasıdır. Unutmamalıyız ki en pahalı check-up paketi, sağlıklı yaşamın yerini tutamaz. Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sigaradan uzak durma, ideal kiloyu koruma, yeterli uyku ve stresin yönetilmesi, birçok hastalığı önlemede yüzlerce tetkikten daha değerlidir. Teknoloji, hekimin kararını destekleyen güçlü bir araçtır, kararın kendisi değildir. Cihazlar geliştikçe hekimlik sanatının değeri azalmamış, aksine doğru hastaya doğru testi isteme sorumluluğu daha da artmıştır.
Sonuç olarak, tıbbın özü hala aynıdır. Hastayı dinlemek, öyküsünü almak, muayene etmek ve kanıta dayalı karar vermek. Değişen, bu sürecin etrafında oluşan ekonomik yapı ve pazarlama anlayışıdır. Sağlık, ticari kaygılarla gereğinden fazla tetkik yapılan bir alan olmamalıdır. Gerçek koruyucu hekimlik, daha çok test yapmak değil, doğru kişiye doğru zamanda doğru taramayı uygulamaktır.
Çünkü iyi hekimlik, her yapılabileni yapmak değil, gerçekten gerekli olanı yapabilmektir.
