Hayatta gerçekleştirmek istediğimiz her şey, bu ister anlık bir ihtiyaç, isterse de bir çocukluk hayali olsun, önce kişinin beyninde ve düşüncesinde başlar. Bir yerden bir impuls ya da bir uyaran gelir. Bunu mutlak almalıyım, böyle birisi olmam gerekir, bende öyle yapmalıyım… Hemen her gün birçok kere karar alma durumuyla karşı karşıya kalırız.
Yapmak istediklerimizi yapabiliyor muyuz, yoksa bu duyguları bastırıyor muyuz? Bu kararın sonucu, kendimizi bizim dışımızdaki istekler, yasaklar, kurallar, tabular ve toplumun oluşturduğu davranış biçimlerine ne kadar uydurduğumuza bağlıdır. Ya kendimizi bu türlü değer yargılarına esir kılar, onların gösterdiği gibi davranırız, ya da kendi oluşturduğumuz kurallar ve inançlar çerçevesinde hareket ederiz.
Arka bahçenizde tatil yapmak isterken, iyi aile babası olmalıyım, sosyal çevreme uygun tatil yapmalıyım gibi görüşlere bağlı kılarsa, kendi isteğini bastırmak ve toplumun ondan beklediği role bürünmek zorunda kalır. Ama nasıl mutlu yaşayabileceği konusunda kesinleşmiş bir fikri ve tasarımı varsa, bunu gerçekleştirme gücünü de kendinde bulacaktır. Ve bu kararının komşularının, toplumun ya da turizm endüstrisinin hoşuna gidip gitmeyeceği de hiç umurunda olmayacaktır.
Hayatına değişiklik getirmek isteyen ve alternatif bir yol arayan kişiler, bunu başkalarından beklemek yerine kendileri geliştirmek zorundadırlar.
Her şey yolunda giderken kişinin kendisiyle barışık ve mutlu olması kolaydır, asıl zor olan başarısızlık ve yenilgi anlarında da kişinin kendisiyle barışık olabilmesidir.
Bu sanatı ilerletebilmek için onu bir hayat görüşü haline getirmek, geri kalan ömrünüz için uygulamaya dökmek gerekir. Yoksa bugün ya da yarın elde edilecek bir sonuç olarak bakarsak mutlu yaşama sanatını öğrenememişiz demektir. Hayattan beklentilerinizi ve tasarılarınızı yazılı olarak tespit etmenin en büyük yararı hayat kitabının sıkıştığınız anlarda başvuracağınız bir merkez ya da ucuna asılabileceğiniz bir zincir gibi görev yapmasıdır.
Başkalarının uzattığı iplere sarılan ve zor anlarını onların yardımlarıyla aşmaya çalışanlar, o dönem geçtikten sonra ellerinin bomboş kaldığını görürler.
Gerçek mutluluk, günlük hayatı belirleyen bütün faktörlerin arasında oluşacak bir uyum sonucunda ortaya çıkar.
***
Mutlu olmak için, hayatı belirleyen bütün faktörler arasında bir uyum olması gerekir. Eğer kendinize maddi gücünüzü aşan değerde bir otomobil alırsanız, istekler ve imkânlar arasında denge sağlanmamış olur. Belki maddi imkânlarınız üzerinde bir şeye sahip olmak ilk başta size mutlu edici gelebilir. Âmâ kısa süre sonar ortaya çıkacak sıkıntılar ve tedirginlikler bu sevinci bastıracaktır.
Bazı insanlar, ömürleri boyunca kendilerini içten ve bütün yürekleriyle sevecek birini ararlar. Bazen böyle birini bulurlar da ama mutlulukları uzun sürmez.
Çünkü onlar hep beni kim sevecek konusuyla ilgilenirler. Ama acaba ben kendimi seviyor muyum diye sormazlar. Kendini sevmek, kişinin kendisiyle uyum içinde olması demektir. Bedendeki rahatsızlık ruhta başlayan rahatsızlığın yansımasıdır yalnızca. Beden ruhla belli bir uyum ve ahenk içine girmezse, bunun bedelini hasta olarak öder.
***
Mutlu olmak için, çevremizde ve kendi içimizde yer alan hangi etmenleri ya da öğeleri birbirleriyle bir uyum içine sokmak gerekir.
1-Başarılı olma yaşantısı ve çevrenin bizim yaptıklarımıza onay vermesi, Kabul etmesi ve saygı göstermesi.
2-Parave mal mülk edinmenin getireceği rahatlık ve haz duygusu.
3-Duygularımızın gelişmesi ve arkadaş, aile ve cinsellik gibi konulardaki insan ilişkilerinin düzenli olması.
4-Maddi imkânlara uygun bir hayat sürmek ve kişisel sınırlarımızı iyice tanımak, onlara uygun davranmak.
5-Kim olduğumuz ve nasıl bir kimse olmak istediğimiz konusunda bir fikrimizin ve planımızın olması.
6-Hastalanmamak için sağlığımıza dikkat etmek.
7-Hayallerimizi gerçekleştirebilmek.
Olaylar arasında bir denge ve uyum sağlamaya çalışmaktansa, mutluluğu yakalayabilmek için dış çevreden yardım bulmaya çalışıyoruz. Bu yolla yalnızca klişe çözümler edinebiliyoruz. Başımız ağrıdığında, bedenim bana bir sorun olduğunu söylemeye çalışıyor demek yerine, bir ilaçla halletmeye çalışıyoruz.
İlaç ağrı hissini geçici olarak ortadan kaldırsa da onu doğuran neden ortadan kaldırılmadıkça ağrı kendini başka şekillerde gösterecektir. Unutmaya çalışmaksa bizi her zaman yanlışa sürükler. Sebebi ortadan kaldırılamayan ağrılar, yoğunlaşmış bir şekilde yeniden ortaya çıkarlar. Belki rüyalarınıza girer belki sizi alkolik yapar. Kendini bir biçimde size kabul ettirirler.
Eğer bizi mutsuz eden faktörler arasında dengeyi ve uyumu sağlamaya çalışmazsak sürekli bir mutluluğu elde edemeyiz. Kendimizle ve evrenle bir olmak, kendimiz için neyin doğru olduğunu bilmek ve uygulamak, kendimizi evrendeki büyük düzenle uyum için sokmak demektir.
İnsanların çoğu ne kendileriyle ne evrenle uyum içinde yaşamayı beceremez. Çünkü ne istediklerini kendileri için neyin doğru olduğunu bilememektedirler. Bu konuda onlara söylenenler ve gösterilen hedefler ise tamamen başkalarının arzu ve istekleri doğrultusunda oluşmuş olan şeylerdir.
Günde bir iki kez sessiz bir köşeye oturmak ve kendi içinizin sesini dinlemek uyum ve huzuru bulmak için tek başına yeterli değildir ama mutluluğa giden yolda ilk adımdır.
Yalnızca iyi bir geleceği arzulayan ve o uğurda yaşayan bir kişi, bugün elde edebileceği mutlulukları kaçırıyor demektir…
***
Heaton, zorluklara göğüs germenin tek çaresinin daha mutlu bir geleceği hayal etmek olduğunu söyler. Uzmanlar hep bir şeyleri umut etme yönünde telkinde bulunurlar. Bu insanlar öyle bir hava yaratıyorlar ki, bir gün birileri olağanüstü bir biçimde gelip, bugün bizlerin vazgeçtiği tatlar ve mutluluklar da dâhil olmak üzere her şeyi mucizevi şekilde değiştirecekler ve her şey daha iyi olacakmış gibi hisse kapılmak zorunda bırakıyorlar bizleri.
İnsanlara umut dağıtan ya da insanların yardım bekledikleri kişiler, aslında herkesten daha güçsüz durumdalar. Ya sürekli güvenebileceğimiz yeni kişileri arayıp onların aracılığıyla, daha güzel bir geleceği umut edeceğiz, ya da yalnızca kendimize ve kendi çabamıza güvenip inanç ve şüphe, bunun bize getirecekleriyle yetineceğiz.
Buradaki en önemli öğe, bilinçli olarak burada ve şimdi yaşamak esasını temel almaktır. Hep geleceği beklemek ve o uğurda yaşamak yerine, bugünü ve elimizdeki imkânları en iyi şekilde kullanmak zorundayız.
Gelecekten korkmanın şu An’da hiç bir anlamı yoktur. Burada ve şu An’da mümkün olanı ve elinden geleni yapan kişi, hiç bir zaman gelecekten korkmaz. İçinde yaşadığı An’ı değerlendiren ve mutluluğu günlük yaşantısında bulan kişi, birilerinin gelip te, onu mutlu edeceği bir gelecek gibi belirsiz bir vaade inanmaz, çünkü buna ihtiyaç duymaz.
Siz hiç bir An’ın hayatınızın geri kalan bölümü için taşıdığı önemi düşündünüz mü? Belki bütün hayatınız boyunca bir arzunun gerçekleşmesini hayal ettiniz, Her gün bu konuda bir karar vermek ya da sorunları nasıl aşacağınızı düşünmek için yeterince zamanınız oldu.
Ama sonuçta ne yapacağınız konusunda verdiğiniz karar bir An içinde gerçekleşti. Evet ya da hayır dediğiniz o ‘An’da işte böylesi An’lar hayatımızın geri kalan bölümünün nasıl geçeceği, zafer ya da yenilgi, mutluluk ya da mutsuzluk gibi, konuları belirler. Aslında bütün hayatımız değişik biçimlerde oluşan An’ların bileşkesinden ibaret. Çünkü sürekli olarak bizi mutlu ya da mutsuz edecek kararlar alırız. Burada kendimize şu soruları sormamız gerekir.
Kararı hemen alıyor muyuz yoksa erteliyor muyuz? Önce düşüncesizce bir evet deyip te, sonra günlerce bu yanlıştan dolayı acımı çekiyoruz. Ya da başka birini kırmamak ya da onun gözünde kötü kişi olmamak için hayır demek istediğimiz bir durumda evet mi diyoruz. Ya da her An o An’ın gereklerini mi yapıyoruz?
“Annemin dırdırından bıktığım için 20 yıl önce kocamla evlenmiştim, bana kötü söz söylemeyen ilk insandı”, türünden sözleri duymuşsunuzdur. Bir An’lık kararlarda yapılan hatalar, yıllar boyu bizi yanlışlıkların içinde çırpınmaya ve mutsuz olmaya itebilir. Ben böyle bir hata yapmamak için hayatımı 3 ayrı Alana bölmüş durumdayım.
1-Hayatımın geri kalan bölümü: bununla ilgili olarak yaptığım kesin tasarımlarımı hayat kitabına yazarım.
2-İçinde bulunduğum gün: Elimden geldiğince özgür ve mutlu yaşayabilmem için ne gerekiyorsa onu yaparım. Böylece bana neler getireceğini bilmediğim gelecekten korkmam
3-Yaşadığım An: Yani burada ve şimdi, o An neyi gerektiriyorsa onu yerine getiririm.
Yaşarken hayatımın her An’ının bir daha yaşanmayacağını ve yerine getirilmeyeceğini düşünürüm. Eğer zamanı gelen ve yapılması gereken bir şey varsa hiç gecikmeden onu yoluna koymam gerekir. Yoksa belki bir daha o iş için gerekli imkânı ve gücü bulamayabilirim.
Bugün bütün enerjinizi aynı konu üzerinde toplayıp daha güçlü bir biçimde hareket edebilme imkânınız varken, yarın bu gücü bulamayabilirsiniz. Ya da başka kararlar almak zorunda kaldığınız için, gücünüz ikiye bölünür. Çünkü yarın belki daha önceden ertelemiş olduğunuz kararlarda üst üste yığılacak ve içinden çıkılmaz bir durumla karşı karşıya kalacaksınız.
Günümüzün stresli ve aceleci hayat temposu, bizi yalnızca kendimize değil, şimdi ve şu An’da kavramına da yabancılaştırmış ve uzaklaştırmıştır. Çalışırken aklımız akşam bizi evde bekleyen sorunlarla doludur. Yemek yerken işten bahsederiz. Çoğumuz şu An’da ve şimdiyi yaşamıyoruz.
Gelecekten korkuyor daha iyi bir yarının özlemini duyuyor, güzel şeyleri hayal ediyor, geçmişteki mutlu günleri anıyor ya da kendimizden ve yerimizden şikâyet ederek başka bir yerde, başka şartlarda her şeyin daha iyi olacağını düşünüyoruz.
Sürekli kendimizden ve şu An’da çözmemiz gereken sorunlardan kaçıyoruz. Böyle yaparak geçtiğimiz günleri bugüne taşımaktayız. Bu kez bu gün çok yüklendiği içinde, sıkıntıdan kurtulabilmek amacıyla onları yarına ertelemeyi seçiyoruz.
Şimdi ve şu An’dan kaçamak kişinin kendisinden kaçmasıyla eşanlamlı. Çünkü burada ve şimdi yaşamak demek, içinde bulunulan An’da kendi kişiliğimizle, işin içine katılmak, onunla birlikte yaşamak anlamına gelir. Ben bunu yapamam dediğinizde gelecekte bu işi yapabilecek bilgiyi öğrenme umudunu içinizde taşıyor bu umuda sığınıyoruz demektir.
Ama bu türlü davranmak öğrenme için gereken motivasyon ve isteği ortadan kaldırır. Eğer bu işin içine girip başarılı olmamı engelleyen şeyleri tespit edemezsem neyi öğreneceğimi nasıl bilebilirim ki.
Burada ve şimdi yaşamayı öğrenmek için en iyi antrenman, sessiz bir köşede yarım saat süreyle bedenim ve ruhum gevşeyene kadar derin ve sakin nefes almak.
Bu size kendinizle konuşabilme ve kendinizi dinleme fırsatı verir. Burada ve şimdi yapmam gerekeni yaptığım, kendime bu saygıyı koruduğum yani gerekeni gerektiği An’da yaptığımda mutlu olabiliyorum.
Her gün yarım saati kendinize ayırıp, kendinizle biraz daha yakınlaştığınızda, mutlu bir hayata doğru giden yolda ilk adımları atmış olacaksınız. Bu yolda size kimse engelleyemez, sizden başka. Japan Style
***
Mahatma Gandhi mutluluk için şöyle diyor; “Ne düşündüğün, ne söylediğin ve ne yaptığının bir harmonisidir”
Aristo; “Yaşamın anlamı ve amacı; insan mevcudiyetinin tüm hedefi ve sonu mutluluktur.”
Amerikalı yazar Denis Waitley; “Her dakika aşk, lütuf ve minnet duygusu ile yaşamanın spiritüel tecrübesidir.”
Descartes; “Tam bir ruh memnunluğu ve iç hoşnutluğudur.”
Eflatun; “Mutluluk, her zaman yücelikleri düşünmektir.”
Hz. Mevlana; “Mutluluk, gidilen yolun üzerindedir, yolun sonunda değil. Yolun sonunda olsa, ona varıldığında yol bitmiş ve vakit de geçmiş olurdu. Mutlu olmanın zamanı ise bugündür, yarın değil.”
Fransız yazar ve filozof Albert Camus; “Mutluluk, bizi zorlayan kadere karşı kazanılan zaferlerin en büyüğüdür.”
Hz. Musa: “Mutluluk; insanın benliğini Firavunvari tutkulardan ve hırslardan kurtarmasıdır.”
Hz. İsa: “Mutluluk; geçmişi unutmak, içinde bulunulan anı hoş görmek, geleceği düşünmemekle mümkündür.”
Hz. Muhammed (SAV): “Mutluluk; hayatı olduğu gibi anlamak ve kabul etmek, zorluklarına katlanarak bunları aşmak için çalışmaktır.”


