Eşitlik, herkesin aynı haklara sahip olmasıdır; adalet ise bu hakların gerçekten hayata geçebilmesidir. Kağıt üzerinde eşitiz ama günlük hayatta durum çok farklı.
Bir erkek istediği saatte dışarı çıkabilirken, bir kadın için bu hâlâ büyük bir mesele. Gece sokağa çıktığında gözlerin ona çevrilmesi, soruların başlaması: “Niye bu saatte dışarıdasın, tek başına mı gidiyorsun?”… Aslında sorun kadının dışarı çıkmasında değil, toplumun ona baktığı bakış açısında. Ataerkil düzen, kadına sürekli sınırlar çizerken bunu da “korumak” adı altında meşrulaştırıyor.
Ama ben soruyorum: Eğer bir hakkı kullanamıyorsam, gerçekten eşit miyim? Eğer gece istediğim saatte yürüyemiyorsam, özgürlüğüm nerede? İşte burada adalet devreye girmeli. Çünkü adalet, sadece kanun maddelerinde değil, yaşamın içinde var olmalı. Kadının güvenle sokakta yürüyebildiği, varlığının sorgulanmadığı bir düzen sağlanmadıkça eşitlikten bahsetmek bana hayal gibi geliyor.
Belki de artık toplum olarak aynaya bakma zamanı geldi. Kadını korumak, onu eve kapatmak değil; haklarını özgürce yaşayabileceği bir ortamı sağlamaktır. Gerçek eşitlik, işte o zaman mümkün olacak.
